En el mundo existen muchos oradores que asombran por su elocuencia, más son pocas las personas que saben escuchar.
Dünyada hitabetleriyle şaşkınlık yaratan pek çok konuşmacı vardır, ancak dinlemeyi bilen kişi sayısı oldukça azdır.
En el mundo existen muchos oradores que asombran por su elocuencia, más son pocas las personas que saben escuchar.
Dünyada hitabetleriyle şaşkınlık yaratan pek çok konuşmacı vardır, ancak dinlemeyi bilen kişi sayısı oldukça azdır.
Saber escuchar es muy difícil, pocas son de verdad las personas que de verdad saben escuchar.
Dinlemeyi bilmek çok zordur, gerçekten dinlemeyi gerçekten bilen kişi sayısı gerçekten çok azdır.
CUANDO HABLA EL MAESTRO, la maestra, el conferencista, el auditorio parece estar muy atento, como siguiendo en detalles cada palabra del orador, todo da la idea de que están escuchando, de que se hallan en estado de alerta, más en el fondo psicológico de cada individuo hay un secretario que traduce cada palabra del orador.
BİR ÜSTAT, bir kadın öğretmen, bir konferansçı KONUŞTUĞUNDA, dinleyiciler çok dikkatli görünürler, sanki konuşmacının her bir kelimesini ayrıntılarıyla takip ediyorlarmış gibi, her şey dinliyor oldukları, alarm durumunda bulundukları fikrini verir, ancak her bir bireyin psikolojik derinliğinde konuşmacının her bir kelimesini tercüme eden bir sekreter vardır.
ESTE SECRETARIO ES EL YO, EL MI MISMO, EL SI MISMO. El trabajo de dicho secretario consiste en mal interpretar, mal traducir las palabras del orador.
BU SEKRETER BEN, BİZZAT BEN, KENDİM'DİR. Söz konusu sekreterin işi kötü yorumlamaktan, konuşmacının sözlerini kötü çevirmekten ibarettir.
EL YO traduce de acuerdo con sus prejuicios, preconceptos, temores, orgullo, ansiedades, ideas, memorias, etc., etc., etc.
BEN kendi önyargılarına, önkabullerine, korkularına, gururuna, endişelerine, fikirlerine, anılarına vb., vb., vb. uygun olarak tercüme eder.
Los alumnos en la escuela, las alumnas, los individuos que sumados constituyen el auditorio que escucha, realmente no están escuchando al orador, se están escuchando a sí mismos, están escuchando a su propio EGO, a su querido EGOMAQUIAVÉLICO, que no está dispuesto a aceptar lo REAL, lo VERDADERO, lo ESENCIAL.
Okuldaki erkek öğrenciler, kız öğrenciler, bir araya geldiklerinde dinleyici kitlesini oluşturan bireyler, gerçekten konuşmacıyı dinlemiyorlar, kendilerini dinliyorlar, GERÇEK olanı, DOĞRU olanı, ÖNEMLİ olanı kabul etmeye niyetli olmayan kendi EGO'larını, kendi sevgili MAKYAVELİST EGOLARI'nı dinliyorlar.
Solo en estado de alerta NOVEDAD, con MENTE EXPONTANEA libre del peso del pasado, en estado de plena RECEPTIVIDAD, podemos realmente escuchar sin la intervención de ese pésimo secretario de mal agüero llamado YO, MI MISMO, SI MISMO, EGO.
Yalnızca YENİLİK'e alarm durumunda, geçmişin ağırlığından kurtulmuş SPONTAN BİR ZİHİNLE, tam bir ALICILIK durumunda, BEN, BİZZAT BEN, KENDİM, EGO adı verilen şu makus talihi meşum sekreterin müdahalesi olmadan gerçekten dinleyebiliriz.
Cuando la mente está condicionada por la memoria, solo repite lo que tiene acumulado.
Zihin hafıza tarafından şartlandırıldığında, sadece biriktirdiği şeyleri tekrarlar.
La Mente condicionada por las experiencias de tantos y tantos ayeres, solo puede ver el presente a través de los lentes turbios del pasado.
Onca dünün deneyimleriyle şartlandırılmış Zihin, bugünü yalnızca geçmişin bulanık merceklerinden görebilir.
SI QUEREMOS SABER ESCUCHAR, si queremos aprender a escuchar para descubrir lo nuevo, debemos vivir de acuerdo a la filosofía de la MOMENTANEIDAD.
EĞER DİNLEMEYİ BİLMEK İSTİYORSAK, eğer yeniyi keşfetmek için dinlemeyi öğrenmek istiyorsak, ANLIK OLMA felsefesine uygun yaşamalıyız.
Es urgente vivir de momento en momento sin las preocupaciones del pasado, y sin los proyectos del futuro.
Geçmişin endişeleri ve geleceğin projeleri olmaksızın andan ana yaşamak aciliyet teşkil etmektedir.
La VERDAD es lo desconocido de momento en momento, nuestras mentes deben estar siempre alertas, en plena atención, libres de prejuicios, preconceptos, a fin de ser realmente receptivas.
HAKİKAT andan ana bilinmeyen şeydir, zihinlerimiz gerçekten alıcı olabilmek maksadıyla her zaman alarmda, tam dikkat halinde, önyargılardan, önkabullerden kurtulmuş olmalıdır.
Los Maestros y Maestras de escuela deben enseñarle a sus alumnos y alumnas la profunda significación que se encierra en eso de saber escuchar.
Okulun Üstatları ve Hanım Üstatları, okuldaki erkek ve kız öğrencilerine bu dinlemeyi bilmenin içinde barındırdığı derin manayı öğretmelidir.
Es necesario aprender a vivir sabiamente, reafirmar nuestros sentidos, retinar nuestra conducta, nuestros pensamientos, nuestros sentimientos.
Bilgece yaşamayı öğrenmek, duyularımızı yeniden pekiştirmek, davranışlarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı rafine etmek gereklidir.
De nada sirve tener una gran cultura académica, si no sabemos escuchar, si no somos capaces de descubrir lo nuevo de momento en momento. Necesitamos refinar la atención, refinar nuestros modales, refinar nuestras personas, las cosas, etc., etc., etc.
Eğer dinlemeyi bilmiyorsak, eğer andan ana yeniyi keşfetme yeteneğine sahip değilsek, büyük bir akademik kültüre sahip olmanın hiçbir faydası yoktur. Dikkatimizi rafine etmemiz, görgümüzü rafine etmemiz, kendimizi, eşyaları vb., vb., vb. rafine etmemiz gerekir.
Es imposible ser verdaderamente refinado cuando no sabemos escuchar.
Dinlemeyi bilmediğimizde gerçekten rafine olmak imkansızdır.
Las Mentes toscas, rudas, deterioradas, degeneradas jamás saben escuchar, jamás saben descubrir lo nuevo, esas Mentes solo comprenden, solo entienden en forma equivocada las traducciones absurdas de ese secretario satánico llamado YO, MI MISMO, EGO.
Kaba, pürüzlü, bozulmuş, yozlaşmış Zihinler asla dinlemeyi bilmezler, asla yeniyi keşfetmeyi bilmezler, o Zihinler yalnızca BEN, BİZZAT BEN, EGO adı verilen şu satanist sekreterin saçma sapan tercümelerini anlarlar, yalnızca yanlış bir şekilde kavrarlar.
Ser refinado es algo muy difícil y requiere plena atención. Alguien puede ser persona muy refinada en las modas, trajes, vestidos, jardines, automóviles, amistades, y sin embargo continuar en lo intimo siendo rudo, tosco, pesado.
Rafine olmak çok zor bir şeydir ve tam bir dikkat gerektirir. Birisi modada, takım elbiselerde, elbiselerde, bahçelerde, otomobillerde, arkadaşlıklarda çok rafine bir insan olabilir, ancak içsel olarak kaba, pürüzlü, ağır olmaya devam edebilir.
Quien sabe vivir de momento en momento, marcha realmente por el camino del verdadero refinamiento.
Andan ana yaşamayı bilen kişi, gerçekten de hakiki zarafetin yolunda ilerler.
Quien tenga Mente receptiva, espontánea, íntegra, alerta, camina por la senda del auténtico refinamiento.
Alıcı, spontan, bütün, alarmda bir Zihne sahip olan kişi, otantik zarafetin patikasında yürür.
Quien se abre a todo lo nuevo abandonando el peso del pasado, los preconceptos, los prejuicios, recelos, fanatismos, etc., marcha triunfalmente por el camino del legítimo refinamiento.
Geçmişin ağırlığını, önkabulleri, önyargıları, şüpheleri, fanatizmleri vb. bir kenara bırakarak kendisini her türlü yeni şeye açan kimse, meşru zarafetin yolunda zaferle ilerler.
La mente degenerada vive embotellada en el pasado, en los preconceptos, orgullo, amor propio, prejuicios, etc., etc.
Yozlaşmış zihin geçmişte, önkabulde, gururda, özsevgide, önyargılarda vb., vb. şişelenmiş bir şekilde yaşar.
La mente degenerada no sabe ver lo nuevo, no sabe escuchar, está condicionada por el AMOR PROPIO.
Yozlaşmış zihin yeniyi görmeyi bilmez, dinlemeyi bilmez, ÖZSEVGİ tarafından şartlandırılmıştır.
Los fanáticos del MARXISMO-LENINISMO no aceptan lo nuevo; no admiten la cuarta CARACTERÍSTICA de todas las cosas, la cuarta DIMENSIÓN, por amor propio, se quieren demasiado a sí mismos, se apegan a sus propias teorías materialistas absurdas y Cuando los situamos en el terreno de los hechos concretos, cuando les demostramos el absurdo de sus sofismas, levantan el brazo izquierdo, miran las manecillas de su reloj de pulso, dan una disculpa evasiva y se van.
MARKSİZM-LENİNİZM'in fanatikleri yeniyi kabul etmezler; özsevgileri yüzünden tüm şeylerin dördüncü ÖZELLİĞİNİ, dördüncü BOYUTUNU kabul etmezler, kendilerini çok severler, kendi saçma sapan materyalist teorilerine yapışıp kalırlar ve Biz onları somut gerçekler zeminine yerleştirdiğimizde, onlara sofizmlerinin saçmalığını kanıtladığımızda sol kollarını kaldırırlar, kol saatlerinin akrep ve yelkovanına bakarlar, kaçamak bir mazeret uydururlar ve çekip giderler.
Esas son mentes degeneradas, mentes decrépitas que no saben escuchar, que no saben descubrir lo nuevo, que no aceptan la realidad porque están embotelladas en el AMOR PROPIO. Mentes que se quieren demasiado así mismas, mentes que no saben de REFINAMIENTOS CULTURALES, mentes toscas, mentes rudas, que solo escuchan a su querido EGO.
Bunlar dinlemeyi bilmeyen yozlaşmış zihinlerdir, yeniyi keşfetmeyi bilmeyen, gerçekliği kabul etmeyen çürümüş zihinlerdir çünkü ÖZSEVGİ'nin içine hapsolmuşlardır. Kendilerini fazlasıyla seven zihinler, KÜLTÜREL ZARAFETLERİ bilmeyen zihinler, yalnızca kendi sevgili EGO'larını dinleyen kaba saba zihinler, pürüzlü zihinler.
LA EDUCACIÓN FUNDAMENTAL enseña a escuchar, enseña a vivir sabiamente.
TEMEL EĞİTİM dinlemeyi öğretir, bilgece yaşamayı öğretir.
Los maestros y maestras de escuelas, colegios, universidades deben enseñarles a sus alumnos y alumnas el camino auténtico del verdadero refinamiento vital.
Okullardaki, liselerdeki, üniversitelerdeki erkek ve kadın öğretmenler, erkek ve kız öğrencilerine o hakiki yaşamsal zarafetin otantik yolunu öğretmelidirler.
De nada sirve permanecer diez y quince años metidos en escuelas, colegios y universidades, si al salir somos internamente verdaderos cerdos en nuestros pensamientos, ideas, sentimientos y costumbres.
Eğer okullardan çıkarken içsel olarak düşüncelerimizde, fikirlerimizde, hislerimizde ve alışkanlıklarımızda gerçekten domuzlara dönüşüyorsak, on beş yirmi yılı okullara, liselere ve üniversitelere tıkılmış şekilde geçirmenin hiçbir yararı yoktur.
Se necesita la EDUCACIÓN FUNDAMENTAL en forma urgente porque las nuevas generaciones significan el comienzo de una nueva era.
Yeni nesiller yeni bir çağın başlangıcını simgelediği için TEMEL EĞİTİM acil bir şekilde gereklidir.
Ha llegado la hora de la REVOLUCIÓN VERDADERA, ha llegado el instante de la REVOLUCIÓN FUNDAMENTAL.
GERÇEK DEVRİMİN saati gelip çatmıştır, TEMEL DEVRİMİN anı ulaşmıştır.
El pasado es el pasado y ya dio sus frutos. Necesitamos comprender la honda significación del momento en que vivimos.
Geçmiş geçmiştir ve çoktan kendi meyvelerini vermiştir. İçinde yaşadığımız anın derin manasını idrak etmeye ihtiyacımız var.
Deneyiminizi iyileştirmek ve platform kullanımını analiz etmek için kendi çerezlerimizi ve üçüncü taraf çerezlerini kullanıyoruz. Tümünü kabul edebilir, reddedebilir veya tercihlerinizi yapılandırabilirsiniz.