Educación Fundamental

Integración

La comprensión de fondo y en todos los niveles de la mente solo es posible mediante, la meditación introspectiva profunda.

Derin kavrayış ve zihnin tüm seviyelerinde, yalnızca derin içebakışsal meditasyon yoluyla mümkündür.

Uno de los anhelos más grandes de la sicología es llegar a la INTEGRACIÓN TOTAL.

Psikolojinin en büyük arzularından biri, TAM ENTEGRASYON'a ulaşmaktır.

Si el YO fuera INDIVIDUAL, el problema de la INTEGRACIÓN PSICOLÓGICA seria resuelto can suma facilidad, pero para desgracia del mudo el YO existe dentro de cada persona en forma PLURALIZADA.

Eğer BEN (I) BİREYSEL (INDIVIDUAL) olsaydı, PSİKOLOJİK ENTEGRASYON sorunu büyük bir kolaylıkla çözülmüş olurdu, ancak dünyanın bahtsızlığına ki BEN her insanın içinde ÇOĞULLAŞMIŞ (PLURALIZED) bir formda var olur.

El YO PLURALIZADO es la causa fundamental de todas nuestras íntimas contradicciones.

ÇOĞULLAŞMIŞ BEN (PLURALIZED I), tüm içsel çelişkilerimizin temel nedenidir.

Si pudiéramos vernos en un espejo de cuerpo entero tal como somos PSICOLÓGICAMENTE con todas nuestras íntimas contradicciones, llegaríamos a la penosa conclusión de que no tenemos todavía verdadera individualidad.

Eğer kendimizi boy aynasında, tüm içsel çelişkilerimizle birlikte PSİKOLOJİK olarak olduğumuz gibi görebilseydik, henüz gerçek bir bireyselliğe (individuality) sahip olmadığımızı acı verici bir sonuca vararak anlardık.

El organismo humano es una máquina maravillosa controlada por el YO PLURALIZADO que es estudiado a fondo por la PSICOLOGÍA REVOLUCIONARIA.

İnsan organizması, DEVRİMCİ PSİKOLOJİ tarafından derinlemesine incelenen ÇOĞULLAŞMIŞ BEN tarafından kontrol edilen harika bir makinedir.

Voy a leer el periódico dice el YO INTELECTUAL; Quiero asistir a la fiesta exclama el YO EMOCIONAL; al DIABLO con la fiesta gruñe el YO DEL MOVIMIENTO, mejor me voy a pasear, YO no quiero pasear grita el YO del instinto de conservación, tengo hambre y voy a comer, etc.

Gazeteyi okuyacağım der ENTELEKTÜEL BEN; partiye katılmak istiyorum diye haykırır DUYGUSAL BEN; CEHENNEMİN DİBİNE gitsin parti diye homurdanır HAREKET BENİ, yürüyüşe çıkmam daha iyi, BEN yürüyüşe çıkmak istemiyorum diye bağırır kendini koruma içgüdüsünün BENİ, açım ve gidip yiyeceğim, vb.

Cada uno de los pequeños YOES que constituyen el EGO, quiere mandar, ser el amo, el señor.

EGO'yu oluşturan küçük BEN'lerin her biri komuta etmek, usta olmak, efendi olmak ister.

A la luz de la sicología revolucionaria podemos comprender que el YO es legión y que el Organismo es una máquina.

Devrimci psikolojinin ışığında BEN'in bir lejyon (birlik) olduğunu ve Organizmanın bir makine olduğunu anlayabiliriz.

Los pequeños YOES riñen entré sí, se pelean por la supremacía, cada uno quiere ser el jefe, el amo, el señor.

Küçük BEN'ler kendi aralarında kavga ederler, üstünlük için savaşırlar, her biri patron, usta, efendi olmak ister.

Esto explica el lamentable estado de desintegración psicológica en que vive el pobre animal intelectual equivocadamente llamado HOMBRE.

Bu, İNSAN (MAN) olarak yanlış adlandırılan zavallı entelektüel hayvanın içinde yaşadığı acınası psikolojik parçalanma (disintegration) durumunu açıklar.

Es necesario comprender lo qué significa la palabra DESINTEGRACIÓN en PSICOLOGÍA. Desintegrarse es desbaratarse, dispersarse, desgarrarse, contradecirse, etc.

PSİKOLOJİ'de PARÇALANMA kelimesinin ne anlama geldiğini anlamak gerekir. Parçalanmak; dağılmak, saçılmak, yırtılmak, kendiyle çelişmek vb.

La principal causa de DESINTEGRACIÓN PSICOLÓGICA es la envidia que suele manifestarse a veces en forma exquisitamente sutiles y deliciosas.

PSİKOLOJİK PARÇALANMANIN ana nedeni, bazen son derece ince ve tatlı şekillerde ortaya çıkan kıskançlıktır (envy).

La envidia es polifacética y existen millares de razones para justificarla. La envidia es el resorte secreto de toda la maquinaria social. A los Imbéciles les encanta justificar la envidia.

Kıskançlık çok yönlüdür ve onu haklı çıkarmak için binlerce neden vardır. Kıskançlık, tüm sosyal mekanizmanın gizli yayıdır. Aptallar kıskançlığı haklı çıkarmaya bayılırlar.

El rico envidia al rico y quiere ser más rico. Los pobres envidian a los ricos y quieren ser ricos también. El que escribe envidia al que escribe y quiere escribir mejor. El que tiene mucha experiencia envidia al que tiene más experiencia y desea tener más que aquel.

Zengin zengini kıskanır ve daha zengin olmak ister. Fakirler zenginleri kıskanır ve onlar da zengin olmak isterler. Yazan, yazanı kıskanır ve daha iyi yazmak ister. Çok deneyimi olan, ondan daha fazla deneyimi olanı kıskanır ve ondan daha fazlasına sahip olmayı arzular.

Las gentes no se contentan con pan, abrigo y refugio. El resorte secreto de la envidia por el automóvil ajeno, por la casa ajena, por él traje del vecino, por el mucho dinero del amigo o del enemigo, etc. produce deseos de mejorar, adquirir cosas y más cosas, vestidos, trajes, virtudes, para no ser menos que otros etc. etc. etc.

İnsanlar ekmek, giysi ve barınakla yetinmezler. Başkasının arabasına, başkasının evine, komşunun takım elbisesine, arkadaşının veya düşmanının çok parasına vb. duyulan kıskançlığın gizli yayı; daha iyi olma, başka şeylerden geri kalmamak için nesneler ve daha fazla şey, elbiseler, takımlar, erdemler elde etme arzuları üretir vb. vb. vb.

Lo más trágico de todo esto es que el proceso acumulativo de experiencias, virtudes, cosas, dineros, etc. robustece el YO PLURALIZADO intensificándose entonces dentro de nosotros mismos las íntimas contradicciones, las espantosas desgarraduras, las crueles batallas de nuestro fuero interno, etc. etc. etc.

Bütün bunlardaki en trajik şey ise, deneyimlerin, erdemlerin, şeylerin, paraların vb. birikim sürecinin ÇOĞULLAŞMIŞ BEN'i güçlendirmesidir ve böylece kendi içimizde içsel çelişkilerimiz, korkunç yırtılmalarımız, iç dünyamızın acımasız savaşları vb. yoğunlaşmaktadır.

Todo eso es dolor. Nada de eso puede traer contento verdadero al corazón afligido. Todo eso produce aumento de crueldad en nuestra psiquis, multiplicación del dolor, descontento cada vez y más profundo.

Bunların hepsi acıdır. Bunların hiçbiri ıstırap çeken kalbe gerçek bir hoşnutluk getiremez. Tüm bunlar psişemizde (psyche) zulmün artmasına, acının çoğalmasına, giderek daha da derinleşen hoşnutsuzluğa yol açar.

EL YO PLURALIZADO encuentra siempre justificativos hasta para los peores delitos y a ese proceso de envidiar, adquirir, acumular, conseguir, aún cuando sea a expensas del trabajo ajeno, se le llama evolución, progreso, avance, etc.

ÇOĞULLAŞMIŞ BEN, en kötü suçlar için bile her zaman haklı nedenler bulur ve başkalarının emeği pahasına bile olsa bu kıskanma, edinme, biriktirme, elde etme sürecine evrim, ilerleme, gelişme vb. denir.

Las gentes tienen la conciencia dormida y no se dan cuenta de que son envidiosas, crueles, codiciosas, celosas, y cuando por algún motivo llegan a darse cuenta de todo esto, entonces se justifican, condenan, buscan evasivas, pero no comprenden.

İnsanların vicdanı (conscience) uykudadır ve kıskanç, zalim, açgözlü, haset (jealous) olduklarının farkında değillerdir ve herhangi bir nedenle tüm bunların farkına vardıklarında da kendilerini haklı çıkarırlar, kınarlar, kaçamak yollar ararlar fakat anlamazlar.

La envidia es difícil de descubrirse debido al hecho concreto de que la mente humana es envidiosa. La estructura de la mente se basa en la envidia y la adquisición.

İnsan zihninin kıskanç olduğu somut gerçeği nedeniyle kıskançlığı keşfetmek zordur. Zihnin yapısı kıskançlık ve edinmeye dayanır.

La envidia comienza desde los bancos de la escuela. Envidiamos la mejor inteligencia de nuestros condiscípulos, las mejores calificaciones, los mejores trajes, los mejores vestidos, los mejores zapatos, la mejor bicicleta, los hermosos patines, la bonita pelota, etc. etc.

Kıskançlık daha okul sıralarından başlar. Sınıf arkadaşlarımızın daha iyi zekasını, daha iyi notlarını, daha iyi takımlarını, daha iyi elbiselerini, daha iyi ayakkabılarını, daha iyi bisikletini, güzel tekerlekli patenlerini, şirin topunu vb. kıskanırız.

Los maestros y maestras llamados a formar la personalidad de los alumnos y alumnas, deben comprender lo que son los infinitos procesos de la envidia y establecer dentro de la PSIQUIS de sus estudiantes el cimiento adecuado para la comprensión.

Öğrencilerin kişiliğini (personality) biçimlendirmesi istenen öğretmenler, kıskançlığın sonsuz süreçlerinin ne olduğunu anlamalı ve öğrencilerinin PSİŞESİNDE (PSYCHE) anlamak için uygun temeli kurmalıdırlar.

La mente, envidiosa por naturaleza, sólo piensa en función del MAS. "YO puedo explicar mejor, YO tengo más conocimientos, YO soy más inteligente, YO tengo más virtudes, más santificaciones, más perfecciones, más evolución, etc.".

Doğası gereği kıskanç olan zihin, yalnızca DAHA FAZLA (MORE) kavramı üzerinden düşünür. "BEN daha iyi açıklayabilirim, BENİM daha fazla bilgim var, BEN daha zekiyim, BENİM daha fazla erdemim, daha fazla kutsanmam, daha fazla yetkinliğim, daha fazla evrimim var, vb.".

Todo el funcionalismo de la mente se basa en el MAS. EL MAS es el intimo resorte secreto de la envidia.

Zihnin tüm işlevselliği DAHA FAZLA olana dayanır. DAHA FAZLA, kıskançlığın deruni gizli yayıdır.

EL MAS es el proceso comparativo de la mente. Todo proceso comparativo es ABOMINABLE. Ejemplo: Yo soy más inteligente que tú. Fulano de tal es más virtuoso que tú. Fulana de tal es mejor que tú, más sabia, más bondadosa, más bonita, etc. etc. -

DAHA FAZLA, zihnin kıyaslama sürecidir. Her türlü kıyaslama süreci İĞRENÇTİR (ABOMINABLE). Örnek: Ben senden daha zekiyim. Falan kişi senden daha erdemli. Filanca kadın senden daha iyi, daha bilge, daha kibar, daha güzel vb. vb. -

EL MAS crea el tiempo. EL YO PLURALIZADO necesita tiempo para ser mejor que el vecino, para demostrarle a la familia que es muy genial y que puede, para llegar a ser alguien en la vida, para demostrarle a sus enemigos, o aquellos a quienes envidia, que es más inteligente, más poderoso, más fuerte, etc.

DAHA FAZLA, zamanı yaratır. ÇOĞULLAŞMIŞ BEN'in komşudan daha iyi olması için, aileye çok dahi olduğunu ve yapabileceğini göstermesi için, hayatta birisi olması için, düşmanlarına veya kıskandıklarına daha zeki, daha güçlü, daha sağlam olduğunu kanıtlaması için zamana ihtiyacı vardır.

El pensar comparativo se basa en la envidia y produce eso que se llama descontento, desasosiego, amargura.

Kıyaslayıcı düşünce kıskançlığa dayanır ve hoşnutsuzluk, huzursuzluk, acı denen şeyi üretir.

Desgraciadamente las gentes van de un opuesto a otro opuesto, de un extremo a otro, no saben caminar por el centro. Muchos luchan contra el descontento, la envidia, la codicia, los celos, pero la lucha contra el descontento no trae jamás el verdadero contento del corazón.

Ne yazık ki insanlar bir karşıttan diğer bir karşıta, bir aşırı uçtan diğer bir aşırı uca gidiyorlar, merkezden nasıl yürüyeceklerini bilmiyorlar. Tabi birçoğu hoşnutsuzluğa, kıskançlığa, açgözlülüğe karşı savaşıyor, fakat hoşnutsuzluğa karşı verilen savaş asla kalbin gerçek hoşnutluğunu geri getirmiyor.

Es urgente comprender que el verdadero contento del corazón tranquilo, no se compra ni se vende y solo nace en nosotros con entera naturalidad y en forma espontánea cuando hemos comprendido a fondo las causas mismas del descontento; celos, envidia, codicia, etc. etc.

Sakin kalbin gerçek hoşnutluğunun satın alınmadığını veya satılmadığını, ancak hoşnutsuzluğun ta kendisinin (nifak, kıskançlık, açgözlülük vb.) nedenlerini derinlemesine anladığımızda içimizde tamamen doğal olarak ve kendiliğinden doğduğunu anlamak acildir.

Aquellos que quieren conseguir dinero, magnífica posición social, virtudes, satisfacciones de toda especie, etc. con el propósito de alcanzar el verdadero contentamiento, están totalmente equivocados porque todo eso se basa en la envidia y el camino de la envidia no puede jamás conducirnos al puerto del corazón tranquilo y contento.

Gerçek hoşnutluğa ulaşmak amacıyla para, muhteşem bir sosyal konum, erdemler, her türden tatmin vs. elde etmek isteyenler tamamen yanılmaktadırlar çünkü tüm bunlar kıskançlığa dayanmaktadır ve kıskançlığın yolu bizi asla sakin ve hoşnut kalbin limanına götüremez.

La mente embotellada en el YO PLURALIZADO hace de la envidia una virtud y hasta se da el lujo de ponerle nombres deliciosos. Progreso, evolución espiritual, anhelo de superación, lucha por la dignificación, etc. etc. etc.

ÇOĞULLAŞMIŞ BEN'in içine hapsolmuş zihin kıskançlığı bir erdeme dönüştürür ve hatta ona lezzetli isimler verme lüksünü bile kendisine tanır. İlerlemek, ruhsal evrim, gelişme arzusu, onur için mücadele etmek vb. vb. vb.

Todo esto produce desintegración, íntimas contradicciones, luchas secretas, problema de difícil solución, etc.

Bütün bunlar parçalanmaya, içsel çelişkilere, gizli mücadelelere, çözülmesi zor problemlere vs. sebep olur.

Es difícil hallar en la vida alguien que sea verdaderamente INTEGRO en el sentido más completo de la palabra.

Hayatta, kelimenin tam anlamıyla BÜTÜN (ENTENGRE-INTEGRAL) birini bulmak oldukça zordur.

Resulta totalmente imposible lograr la INTEGRACIÓN TOTAL mientras exista dentro de nosotros mismos el YO PLURALIZADO.

İçimizde ÇOĞULLAŞMIŞ BEN var olduğu sürece TAM ENTEGRASYONA (TOTAL INTEGRATION) ulaşmak tamamen imkansız hale gelir.

Es urgente comprender que dentro de cada persona existen tres factores básicos, Primero: Personalidad. Segundo: YO PLURALIZADO. Tercero: El material psíquico, es decir, LA ESENCIA MISMA DE LA PERSONA.

Her insanın içinde üç temel faktörün var olduğunu acilen anlamak gerekir; Birinci: Kişilik (Personality). İkinci: ÇOĞULLAŞMIŞ BEN. Üçüncü: Psişik malzeme, eş deyişle, İNSANIN KENDİ ÖZÜ.

El YO PLURALIZADO malgasta torpemente el material psicológico en explosiones atómicas de envidia, celos, codicia, etc. etc. Es necesario disolver el YO pluralizado, con el propósito de acumular dentro, el material psíquico para establecer en nuestro interior un centro permanente de conciencia.

ÇOĞULLAŞMIŞ BEN, kıskançlık, haset, açgözlülük vb. gibi atom patlamalarında psikolojik materyali beceriksizce israf eder. İçimizde sürekli bir vicdan (bilinç) merkezi kurmak üzere, psişik materyali içeride biriktirmek maksadıyla, çoğullaşmış ben'i eritmek (çözmek) gerekir.

Quienes no poseen un centro permanente de conciencia, no pueden ser íntegros.

Kalıcı bir bilinç merkezine sahip olmayanlar bütün olamazlar (integralleşemezler).

Solo el centro permanente de conciencia nos da verdadera individualidad.

Bize gerçek bireyselliği sadece sürekli olan bilinç merkezi verir.

Solo el centro permanente de conciencia nos hace íntegros.

Bizi bütünlüklü (integral) kılan, sadece kalıcı olan vicdan (bilinç) merkezidir.

Çerez kullanımı

Deneyiminizi iyileştirmek ve platform kullanımını analiz etmek için kendi çerezlerimizi ve üçüncü taraf çerezlerini kullanıyoruz. Tümünü kabul edebilir, reddedebilir veya tercihlerinizi yapılandırabilirsiniz.